Rochers-De-Noye ve Dağ Sıçanları

Ekim 2016

Rochers de Naye İsveç Alpleri’nde Vaud kantonunda yer alan 2,042 m zirvesi ile Cenevre Gölü’ne nazır doğaseverlerin uğrak noktası bir dağ. Dağ turizminin merkezi İsviçre’de tahmin edebileceğiniz üzere pek çok dağın zirvesine olduğu gibi, Rocherd de Naye zirvesine de tren ile 1 saatten kısa bir sürede ulaşabiliyorsunuz. İsviçre’nin en meşhur zirvelerinden olan Gornergrat‘a araba yolu olmadığını, 3000 m’de sadece bir hotel olduğunu, geriye kalan konaklamanın dağın eteklerinde Zermat yerleşim yerinde bulunduğunu ve hatta şehre bile araba ile girilmediğini, sadece elektrik ile çalışan arabaların olduğunu düşündüğümüzde, İsviçre’nin en ünlü kayak pistlerinin olduğu bir ortamda bile çevre koruma politikalarının en başta geldiğini görüyoruz. Bunun üzerine Rochers de Noye’de bir araba yolu olduğunu görünce önce şaşırdım tabi ama daha sonra doğayı mahvetmeden yapılmış, tek şeritlik daracık bir dağ yolu ile karşı karşıya gelinceş yerini tekrar sevince bıraktı. Araba yolu belli bir noktaya kadar geliyor, daha sonra ise yaklaşık 3 saatlik bir tırmanış ile zirveye ulaşabiliyorsunuz. Civarda onlarca farklı yürüyüş rotası var ve de kaya tırmanışı için de müthiş bir ortam. Ancak kışın yol kapalı olduğu için her zaman zirveye tren ile ulaşmak mümkün. Bir İsviçre klasiği olarak, tepede yer alan restoranda eritilmiş peynir olan fondü ile beyaz şarabınızı içerek Cenevre Gölü’nü ve çevredeki Alp’lerin diğer zirvelerini seyredebiliyorsunuz. Bu seçenek pek de sağlıklı değil tabi ki.

Arabamızı Col de Jaman‘da bıraktıktan sonra 4 saatlik tırmanışımıza başlıyoruz. Bu, sezonun zorlu yürüyüşlerinden biri, ama kış gelip rotalar kapanmadan geldiğimiz için mutluyuz. Yer yer ip ile tırmanmamız gerektiğinden biraz adrenalin salgılıyoruz ama zirveye ulaştığımızda müthiş bir manzara bizi karşılıyor.

Burada bulunan restoran-otelde dağ sıçanları (marmot) ile ilgili bir sergi ile karşılaşıyoruz. Dışarıda da bir doğal yaşam parkı bulunmakta. Bilgilendirme tabelalarında sayılarının gün geçtikçe arttığını okuyoruz. Bu sergi sayesinde dağ sıçanları hakkında epey bir bilgi sahibi olduk. Dolayısıyla, bu yazının geri kalanını dağ sıçanlarına atfediyorum.

Dağ sıçanı gece görüşü zayıf olduğundan gündüz aktif olan bir memeli ve zamanın % 30’unu yiyerek, kalanını da güneş altında kestirip, manzara seyrederek geçiriyor. Biz de buna şahit olduk. Oldukça sosyal hayvanlar, birkaç aileyi barındıran koloniler halinde yaşıyorlar. Daha kuzeyde yer alan bazı türlerin aileleri kış ayları sırasında bir araya gelerek, yavruların vücut sıcaklığı yardımı ile yaşama şansını artırıyorlar. Dolayısıyla bu sosyal etkileşim temel olarak yavruların korunması amacıyla ortaya çıkan bir durum. Günümüzde 6’sı kuzey Amerika’da, 8’i Avrupa’da olmak üzere 14 çeşit dağ sıçanı türü var. Güney yarımkürede ise dağ sıçanı bulunmuyor. Bu türlerin hepsi hemen hemen benzer davranış gösteriyorlar.

Dağ sıçanları 1 milyon yıl önce Pleistocene dönemi sırasında Batı Avrupa’da görülmeye başlıyor. Hemen hemen 1.3 milyon yıl önce Homo Erectus insan türünün doğu ve güney doğu Asya ve Avrupa’da kolonileşmeye başladığı döneme denk geliyor. Yaşadığı bilinen ilk bölgeler 1 milyon yıl yaşında Hırvatistan’daki Sandalja mağaraları ve 950 bin yaşındaki Fransa’da bulunan Vallonet mağaraları. Yaklaşık 700 bin yıl kadar önce Pleistocene döneminin ortalarında insan türü Avrupa’nın ılık zonlarını tamamen kaplamaya başlıyor ve kullanılan araç ve gereçlerin de evrimleşmesi ile yerleşik yaşama geçilen yerlerde sağlam bir avcıya dönüşüyor. Genel olarak fil ve gergandan ile toynaklı hayvanlar ile zaman zaman dağ sıçanı gibi küçük hayvanları da avlıyorlar. Bu insanların mağara resimlerinde de marmotlara rastlıyoruz.

Günümüze doğru yaklaşırsak, yıl 1000, keşiş Eckard dağ sıçanı etinin nasıl tüketilmesi ile ilgili ilk tarifleri veriyor ve kilisenin menüsüne de dağ sıçanı etini ekliyor. 19. yüzyılın ortalarına geldiğimizde insanoğlunun dağ sıçanlarının yaşam alanına yüksek rakımlarda tarımın gelişmeye başlaması ile oldukça zarar verdiğini görüyoruz. Ayrıca geleneksel avlanma ve tuzak kurma yolu ile insanlar dağ sıçanı avına devam ediyor. Hatta yakın zamana kadar dağ sıçanları alpin mutfağında yer almaya devam ediyor. Dağ sıçanının yüksek oranda avlanmaya devam ettiği (temel olarak derisi için) bir diğer coğrafya ise Asya. 20. yy’ın başlarında yılda 3 milyon dağ sıçanı derisinin üretildiği görülmekte. Günümüzde avlanmaya devam edilen bir tür ve dolayısıyla sayıları gün geçtikçe azalıyor, ve hatta bazı türler ise yok olma tehlikesi altında.

Alp’lerde geçmişte eti için, yağı için, kürkü için ve doğal koşullar nedeni ile beslenme amaçlı avlanan bir tür iken, günümüzde alpin doğasının ve sakinliğin bir simgesi olarak karşımıza çıkıyor.

Hemen hemen tüm doğa yürüyüşlerimizde karşımıza çıkan dağ sıçanları hakkında 2000 m’de bilgilenmek oldukça keyifli idi. Sevgili dağ sıçanları, Alpler’de karşılaştığınız tek insan türü doğa sever yürüyüşçüler olsun diyorum ve size önümüzdeki kış aylarında yer altındaki yuvalarınızda tatlı uykular diliyorum…

Bu yürüyüşte çektiğim müthiş fotoğrafların devamına buradan ulaşabilirsiniz.