Susam Diyarı Amasra

Nisan 2010

Karadeniz’e dik yamaçları, 7 tepesi, kalesi, rakı-balık sofraları, dar sokakları, martıları ve zaman zaman kıyları selamlayan yunusları ile bir yarım ada, iki ada ve iki körfezden oluşan Amasra yeryüzü cennetlerinden biri, Türkiye’nin ilk turizm kasabasıdır. İlk sakinleri Amazonlar’dan Fenikeleliler’e, İonyalılar’dan M.Ö. 3. yy’da Kraliçe Amastris’ in Amasrasına Roma ve Bizans’tan Cenovalılara, Osmanlı’dan günümüze kadar tüm güzellikleriyle bir tarih ve doğa kenti. Tanrının yaratmak için ne kadar uğraştığı bilinmiyor diyorlar …Şair Tahir Karaoğuz diyor ki bir rubaisinde:
                    “ İl önce Amasra ile bezenseydi alem,
Hatta, takdir-i ilahi bile bozulurdu,
Bir meyve yüzünden kovulan Hazret-i Adem,                                 Havvayı seren dibinde değil, burada bulurdu” der.

Ankara’dan başlayan yolculuğumuzda ilk durak Bartın’dı. Ancak çok fazla vaktimiz olmadığı için hemen Amasra dolmuşuna atladık. Amasra’ya indikten ve eşyalarımızı otelimize attıktan sonra adımlarımız bizi Amasra Kalesi’nden Amasra manzarasını izlemek üzere bir tepeye çıkardı.

Amasra kalesi iki ana kütleden oluşmakta. Birisi Boztepe’deki Sormagir Kalesi, diğeri Amasra’daki Zindan Kalesi. Kemere Köprü ile birbirine bağlanan Zindan Kalesi’nin kara surları uzunluğu 600 m. Boztepe adasındaki Sormagir kalesinin kuzey ve güney surları ise 300m.

Amasra’yı tepeden izlerken, yeşillikler üzerine uzanıp, rüzgarın, martıların, uzaktan gelen tekne seslerinin ve cıvıl cıvıl kuşların seslerini dinleyip eski çağlara bir yolculuk yapabilirsiniz ya da masmavi Karadeniz sularında size Amastris’ten selam gönderecek yunusları görmeyi bekleyebilirsiniz.

Dar sokakları ile Amasra tarihte bir yolculuğa çıkarıyor ziyaretçilerini. Çeşitli bitkiler, rengarenk çiçeklerle doldurulmuş eski çizme ve ayakkabılar dar sokaklarda gezerken ziyaretçilerin şaşkın bakışlarını üstüne çekiyor. Amasra’nın deniz manzaralı, tek katlı şirin evleri ve dar sokaklarıyla büyülenirken balık kokuları ile karnınız acıkmaya başlıyor.

Amasra’ya gelip de Amasra salatası eşiliğinde rakı-balık yapmadan dönmek olmaz. Biz de çinekoplarımızı söyleyip Amasra’nın gece manzarasının keyfini çıkarıyoruz. Bol semiz otlu Amasra salatası eşliğinde akşam yemeğimizi tamamlıyoruz.

Amasra’ya gelip de bir Amasra hatıramız olsun diyenler Çekiciler Çarşısı’na uğramayı unutmayın. Burada tarihi 17.yy’a dayanan ağaç oymacılığı ile ıhlamur, kiraz, kızılağaç, dişbudak gibi ağaçlar kullanılarak yapılan hayvan, anahtarlık, çerçeve gibi süs eşyalarından alabilirsiniz. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Amasra halkının dağlardan kestikleri, şimşir ve ıhlamur ağaçlarından yaptıkları eşyaları satarak geçimlerini sürdürdüklerini yazmıştır. Günümüzde şimşir ağacı aşırı kesim nedeniyle azalan ve koruma altına alınan ağaç türlerinden. Ancak kaçak kesimler ile şimşir kaşıklar, taraklar hala satışa sunulmakta. O yüzden siz de benim gibi şimşirden yapılmış eşyaları almayarak ve satanlara da durumu anlatarak insanların bilinçlenmesine yardımcı olabilirsiniz.

Amasra’da en güzel kahvaltı seçeneğini ise kendiniz yaratabilirsiniz. Pastaneden alacağınız sıcacık poğaçalar, açmalar, Amasra simidi ve haftasonları Amasralı teyzelerin kurduğu Pazar’dan alacağınız çeşit çeşit reçeller ile bütün yolların birleştiği, Amasra’nın tam orta yerindeki Han Kır Bahçesi’ne oturuyorsunuz. Ve sizi dostça selamlayan sahibinin getirdiği tavşan kanı çay ile hayatınızın en leziz kahvaltılarından birini yapıyorsunuz.

Biz bir günlük gezimizde Amasra’nın sıcak kanlı insanlarına, rakı-balık sofralarına, dar sokaklarına ve manzarasına hayran olduk. Amasra’da daha keşfedilmeyi bekleyen çok yer var. Müzesi, Hisarpeçe Su Galerisi, Bedesten, Akropol, Necropol, İnziva Mağarası, Gürcüoluk Mağarası bunlardan bazısı… Bir daha ki gezimizde buraları da görmek üzere diyerek Ankara’ya dönüyoruz.