Gökyüzüne Tırmanmak, Olympus Dağı

Dimitrios Fragkos’a

Eylül 2016

Gezimiz Atina’dan bir buçuk saat uzakta bulunan Livadia’da başlıyor. Livadia, şehri bir uçtan diğerine geçen nehir ve ev sahipliği yaptığı antik tiyatro ile özellikle yaz aylarında açık hava konserlerinin olduğu festival zamanlarında ziyaret edilebilecek şirin bir kasaba. Livadia’nın ayrıca şiş kebabı ile meşhur olduğunu da unutmayalım!!! Eğer Atina’dan kuzeye doğru seyahat ediyorsanız ve yolu da biraz uzatmanız sorun değilse öğle yemeği veya akşam yemeği için ziyaret edebileceğiniz bir yer.

Ikinci durağımız deniz kenarında Xhristos’un yerinde “Το Γιουσούρι” leziz deniz ürünleri yiyebileceğiniz küçük bir köy olan Raches. Geceyi Raches’te geçiriyoruz ve sabah erkenden 05:30’ta uyanarak Olmypus Dağı Milliparkı’na doğru yola çıkıyoruz. Önümüzde iki saatlik bir araba yolculuğu var ve hava durumu uzun bir doğa yürüyüşü için o kadar da misafirperver gözükmüyor ancak 9’dan 70 yaşa kadar herkes bu macera için hazır. Ekibimizin en genç üyesi 9 yaşındaki Stefanos ve babası Yorgos da ona eşlik ediyor. Amcası Tassos ile büyükbabası Dimitrios ile üç nesil birlikte Olympus’a tırmanıyorlar. Tassos’un kuzeni Malvina heyecanlı ve endişeli çünkü onun ilk doğa yürüyüşü olan bu etkinlik kesinlikle büyük olacak! Her türlü ilaç ve acil durum çantası ile eczacı arkadaşımız Babis ve uzman bir dağcı olan astrofizikçi Jeff de bu müthiş doğa yürüyüşü için hazırlar.

Haritalarımızı satın alacağımız ve dönüşte kullanmak üzere arabalarımızdan birini bırakacağımız Prionia’daki danışma merkezine ulaşıyoruz. Yürüyüş boyunca su kaynağı olmadığından, herbirimizin çantasında 2’şer litre su ve 3’er sandviç var. Asıl yürüyüş başlangıç noktamız danışma merkezine 4 km uzakta bulunan Gortsia. Gortsia’da diğer araçlarımızı park ederek puslu bir çam ve kayın ormanı içerisinden geçerek yürüyüşümüze başlıyoruz. 6 saat boyunca bulutlar içerisinde bu ormanda yürüyoruz. Eylül başları sıcak havalardan kaçınmak için güzel bir zaman ancak fırtınalı bir hava ile karşılaşma riski de var. Ancak, ciddi bir fırtına olmayacağı bununla birlikte hafiften orta şiddete doğru değişen yağmur ve belki zirveye doğru hızlı olmamakla birlikte rüzgarla karşılaşacağımız bilgisini aldık. Başarmamız mümkün.

Çiçekler çoktan kaybolmuş fakat yaygın porsuk (Taxus bacca- ta), ova akçaağacı (Acer campestre) ve katran ardıcı (Junipe- rus oxycedrus) ile karışık çok güzel bir kayın (Fagus) ve Bosna çamı (Pinus heldreichii) ormanı içerisinden geçiyoruz. Bosna çamı Balkanların dağlık arazilerinde doğal olarak yetişen bir tür. Bu seyahat için 4 sayfalık bir flora rehberi hazırlamıştım ancak söz konusu hava şartlarında hiç kimse bitkilere göz at- mıyor. Çiçekler çoktan kaybolmuş dolayısıyla bazı bitki türleri- ni geride kalan yapraklarından tanımlamak zor ancak arada sırada bazı ilginç mantar çeşitleri dikkatimizden kaçmıyor. Olympus’un muhteşem çiçeklerini önümüzdeki erken yaz ayı tırmanışımızda keşfetmeyi umuyorum.

Fotoğraf Albümü

Olympus, Yunanistan’ın Teselya ve Makedonya bölge sınırları içerisinde izole konumundan dolayı Akdeniz türlerinden merkez Avrupa türlerine kadar Balkan dağlık alan türleri ve endemik türler ile birlikte eşsiz bir bitki çeşitliliğine sahip. Akdeniz seviyesinden 700 m yükseklere kadar olan bölge temel olarak kermes meşesi (Quercus coccifera), katran ardıcı (Juniperus oxycedrus) ve tüylü meşenin (Quercus pubescens) hakim olduğu Akdeniz makisi ile bezeli. Ayrıca, kışın yapraklarını döken türlerden olan çitlenbik (Celtis australis), kızılcık (Cornus mas) ve erguvan (Cercis siliquastrum), vb. türler de maki bitki örtüsünün bir parçası olarak görülmekte. 700 m’den sonra, karaçam (Pinus nigra), Makedonya göknarı (Abies borisii-regis) ve kayın (Fagus) ormanlarını görmeye başlıyorsunuz. Arada yaygın porsuk (Taxus baccata), ova akçaağacı (Acer campestre) ve sandal ağacı (Arbutus unedo) da görmek mümkün. Kayın ve karaçam orman örtüsünden sonra, 1300 m’lerden 2100 m’lere kadar, Balkan dağ orman seviyesinde Bosna Çamı (Pinus heldreichii) baskın tür olarak karşımıza çıkıyor.

Bu bölge aynı zamanda eğer Eylül ayından önce giderseniz, müthiş violet çiçeklerle (V. delpinantha) bezeli. Uçurum kenarlarında, kayalıkların altında beyaz çiçekli Cardamine carnosa ve Saxifraga glabella da karşımıza çıkabilecek türlerden. Bir diğer yaygın tür ise bizim de görme şansına sahip olduğumuz pembe çiçekleri ile Geranium macrorrhizum ve Carduus tmoleus.

Ormanlık bölgeyi geçtikten sonra, kayaların altında ve uçurum kenarlarında büyüyen birkaç bitki topluluğu içeren Balkan alpin bitki örtüsü başlıyor. Bizim de yürüyüş boyunca gördüğümüz en yaygın türlerden birisi Saxifraga sempervivum ve Saxifraga spruneri ancak yılın bu zamanında artık çiçekleri olmadığı için, sadece yapraklarından hangi tür olduğunu ayırt edemiyoruz. Gördüğümüz en ilginç türlerden bir tanesi de beyaz çiçekleri ile Sedum album.

Zirveye doğru yaklaşırken hava koşulları gittikçe kötüleşiyor ve su geçirmeyen kaliteli kıyafetlerimiz olmadığı için iyice ıslanmaya ve üşümeye başlıyoruz. Attığımız her adım daha da zorlaşıyor ve yamaçlar daha da dikleşiyor ve bazı tehlikeli bölgelerden geçiyoruz. O koşullar altında herkes biraz tedirgin ve eller donmuş halde, dolayısıyla son bir kaç saate dair hiçbir fotoğrafımız yok, belki bir iki tane. Rüzgar gittikçe şiddetlenirken yağmur ve soğuk iliklerimize kadar işliyor ve sadece bir kaç adım ötemizi görebiliyoruz. Nihayet, Balkanların devi o esrarengiz yüzünü bize gösteriyor.

Tüm o zor anlara, korku ve strese rağmen, tepedeki sığınağa ulaşmayı başarıyoruz. Kötü hava koşullarında 9 saatte 13.6 km yol yürümüş oluyoruz ancak bu yürüyüş bu zamana kadar yaptığımız en keyifli ve unutulmaz yürüyüşlerden biri olarak hatıralarımıza yerleşiyor. Şimdi 2700 m’de dışarda yıldırımlar yeri göğü sarsarken, odun sobası önünde kıyafetlerimizi kurutma, makarnamızı yeme ve sıcak çikolata içme zamanı.

2697 m’de bulunan “Giosos Apostolidis” isimli bu sığınak 80 kişi kapasiteli. Adını, kurucusu olan ve 1964’te Mytikas’a tırmanış sırasında hayatını kaybeden Giosos Apostolidis’ten alıyor. Kış ayları haricinde işletilmekte olan bu sığınak size zorlu bir yürüyüş ardından ihtiyacınız olan lezzetli yemekleri saşlıyor. Kış aylarında ise ön kısmı açık bırakılan sığınak yürüyüşçülere uyku tulumları ile sığınabilecekleri bir yer olarak ücretsiz olarak hizmet veriyor.

Yürüyüşümüz boyunca bir akıllı telefon uygulaması olan AlpineQuest’i kullanıyoruz. Tüm yürüyüş rotaları içerisinde mevcut, dolayısıyla kaybolma konusunda endişemiz yok. Kaç km yolu ne kadar sürede yürüdüüünüzü, yürüyüş hızınızı, nerelerde ne kadar süre ile mola verdiğinizi, yükseklik farkını, vb. takip edebiliyorsunuz. Oldukça gelişmiş bir uygulama ve epey ayrıntılı istatistiksel bilgiler veriyor. Ayrıca bu uygulama Türkçe dilinde de mevcut (Mehmet’e teşekkürler, her kim isen) Benim telefonum, 9 saat boyunca sadece bu uygulama açık olacak şekilde, uçuş modunda çalışmaya devam ettiğinden şanslıyız ancak sığınakta telefonunuzu şarj etme olanağınız olmadığını bilmelisiniz. Dolayısıyla gece boyunca telefonunuzu şarj edebileceğiniz harici bir batarya getirmeyi unutmayın. Sığınakta, bir jeneratör aracılığı ile yemek pişirme ve zorunlu ihtiyaçlar için kullanmak üzere elektrik üretiliyor ve akşam saat 10’dan sonra kapatılıyor, dolayısıyla kafa lambalarınızı da unutmayın.

Ertesi sabah, hala bulutlar içerisinde bulunduğumuz için pek bir manzara ile karşılaşmıyoruz ancak dışarısı rüzgarlı olduğundan ve bulutlar çok hızlı hareket ettiğinden arada mavi gökyüzü kendisini küçük delikler içerisinden gösteriyor. Zeus, dağdan inişimizde eğlenmemize izin verecek mi dersiniz? Ikinci gün yürüyüşümüze başlamadan önce sığınak önünde bir başarı fotoğrafı çekiyoruz. Şimdilik herkes gülümsüyor.

Prionia’ya doğru dönüş yolunda, tırmanış rotamızdan farklı, yükseklerde biraz daha tehlikeli ancak daha kısa bir rota seçiyoruz. Ilk kısımlar biraz ürkütücü çünkü bir kaç km boyunca oldukça dar bir patika boyunca, sol tarafımız derin bir uçurum iken ve herhangi bir düşme şansımız olmaması gereken bir süre boyunca yürüyoruz. Dikkatli adımlar ile ve Zeus’un oturduğu müthiş zirve manzarası ile nesli tehlike altında olan Olympus keçileri bizi karşılıyor.

Bir süre boyunca geyik ve keçilerden pek de farklı değiliz ancak yavaş yavaş yürüyüşümüz kolaylaşmaya ve mavi gökyüzü, hatıralarımızı dondurmak üzere bir iki poz fotoğraf çekmemiz için kendini göstermeye başlıyor. Bu unutulmaz anlardan birinde, bir grup yabani keçinin bir sonraki ziyaretimizde tırmanacağımız Olmypus zirvesi Mytikas’ın eteklerinden bizi seyrettiğini görüyoruz. Bu yabani keçiler (Rupicapra) zamanlarını Temmuz, Aralık ayları arasında alpin seviyede geçirmekteler ve Ocak, Haziran ayları arasında ise orman sınırına kadar inmekteler. Balkan ülkelerinde doğal bir tür olarak yaşamaktalar ancak Yunanistan’da nesli tehlike altında olan tür olarak ilan edilmişler. En büyük tehditler, kaçak avlanma ve turistler tarafından rahatsız edilmeleri. Bunu bildiğimizden, uzaktan bir iki fotoğraf çekerek yürüyüşümüze devam ediyoruz.

Yunanistan’da ilk millipark, statüsünü 1938 yılında kazanan, Yunanistan’ın en yüksek, Balkanlar’ın ikinci yüksek dağı olan Olmpus Dağı’dır. Önemli bir ekolojik bölge olduğundan UNESCO tarafından 1981’de korunma altına alınması gereken biyosfer sahası olarak ve Avrupa Komitesi tarafından da önemli kuş alanlarından biri olarak kabul edilmiştir. Olympus Dağı aynı zamanda NATURE 2000 European Network içerisinde özel koruma alanıdır. Bir millipark olduğundan, ziyaretçilerin kurallara saygı duyarak bitkileri koparmaması, toplamaması, yuvalara zarar vermemesi, kayalıklara ve yürüyüş rotalarına zarar vermemesi, toprak erozyonuna yol açacak şekilde rotadan ayrılarak kestirme yollar oluşturmaması önem arz etmektedir.

Bu muhteşem dağ yürüyüşümüzde en unutulmaz anlardan birisi Tassos ve babasının fotoğrafını çektiğim andır. Baba ve oğlun Olympus’a ikinci tırmanışları. 20 yıl aradan sonra aynı rotadan belki de aynı taşlara, kayalara basarak, binlerce yılda değişmeyen manzaraları seyrederek geçişleri. Bu sefer bir de torun var takımda. Bu tırmanış, bundan sonra bir aile geleneği olmalı ve ben de gelecekte buraya bizim çocuklarımızla gelmek için sabırsızlanıyorum.

İnişimizin yarısı ormanlık alan içerisinden, rahat hava koşulları altında kolay rotalardan devam ediyor. Değişik bitkileri görmek için çevremize bakarken çiçekler ve mantarlar kendilerini göstermeye başlıyor. Aslında mantarlar kendilerini gizli köşelerinden pek de göstermiyorlar ancak Yorgos hepsinin sırlarını bildiğinden saklı köşelerinde onları bulup bize göstermekten memnun.

12 km’nin ardından, 7 saatte, hoşçakal kahvemizi içeceğimiz danışma merkezine geliyoruz ve artık herkes bedenlerimizde tatlı ağrılar ve Olympus’ta yaşadığımız tatlı tecrübe ile evlere dönmeye hazır. Bu, müthiş insanlarla birlikte yaptığım, hayatımdaki en güzel, en keyifli yürüyüşlerden biri idi ve aynı ekip ile bir sonraki yürüyüşümüz için şimdiden sabırsızlanıyorum. Bu eşsiz deneyimi birlikte yaşadığımız tüm ekip elemanlarına sevgilerimle diyerek bitiriyor ve hatırlatıyorum ki daha geçilecek pek çok orman, tırmanılacak pek çok dağ var önümüzde…

* Michel Grenon‘a bitki türlerini tespit etmemdeki yardımlarından dolayı çok teşekkürler.

* Giorgos Zacharopoulos’a mantar türlerini tespit ettiği için çok teşekkürler.

Bu gezi yazısı aynı zamanda İngilizce ve Yunanca dillerine de çevrilmiştir.

Olympus’un bitki ve mantarları.

Tür isimleri için fotoğrafın bilgi bölümüne bakmayı unutmayın.

Yazan: Gözde Saral

Fotoğraf Albümü