Galaksiye açılan pencere – Şili Andları’nda Magellan Teleskopları’na Kısa Bir Yolculuk

Nisan 2014

8 Nisan’da henüz ilk baharın yeni yeni kendini hissettirmeye başladığı Cambridge’den, Şili’ye doğru yola çıktık. La Silla’ya doğru uzun bir yolculuk bizi bekliyordu. Bir yıldır heyecanla üzerinde çalışmakta olduğum büyük kütleli yıldız oluşum bölgeleri için Şili Andlarında bulunan Las Campanas Gözlemevi’ndeki 6.5 m’lik Baade Teleskobu ile yeni veriler alacağım için ve Güney yarım küre gökyüzüyle ilk kez tanışacak olduğum için çok heyecanlıydım. 9 Nisan sabahında Güneş Şili topraklarına doğarken ve güneş ışınları uçsuz bucaksız Şili dağlarının üzerinde dans etmeye başladığında benim heyecanım da doruğa ulaşmak üzereydi. Ancak yolculuk henüz bitmiş sayılmazdı. Ülkeye Santiago’dan giriş yaptıktan sonra La Silla’ya bir bir saatlik daha uçak yolculuğumuz vardı.

La Silla’ya indiğimizde elinde Las Campanas Observatory yazısıyla bizi bekleyen görevliyi Buenos dias diyerek karşıladıktan sonra üç saat sürecek olan bir araba yolculuğuyla Atakama Çölü’ne doğru yola çıktık. Yol boyunca kaktüslerle dolu uçsuz bucaksız alanlar bir tarafta okyanusu diğer tarafta, bendeki heyecan da doruk noktasındaydı. Pek çok yol yapım çalışması ve uzun araba konvoylarına rağmen ışık hızıyla tüm arabaları sollayarak iki buçuk saatte dağların tepesindeki Las Campanas Gözlemevi’ne ulaştık.

Butik otel tadındaki odama yerleştikten ve akşam yemeğimizi yedikten sonra anladım ki, üç gün ve gece boyunca hem gökyüzü ile gözlerime ziyafet, hem de bu leziz yemekler ile mideme ziyafet çekecektim. Yemek oldukça kalabalıktı. 10 kadar personel, 10-15 kadar gözlemci vardı. Yemek vaktine kadar uyumuş olan herkes dipdiri, enerji dolu ve geceye hazırdı. Heyecandan o leziz yemekleri hızlı hızlı yedikten sonra Joe ile birlikte Magellan teleskoplarına doğru yola çıktık.

İlk hedefimiz ertesi gün bizim gözlem yapacağımız 6.5 m’lik Baade Teleskobu idi. Hemen dibimizdeki ikinci Magellan Teleskobu da 2.5 m’lik Clay Teleskobu idi. Uzun yolculuğumuzun yorgunluğuna rağmen ertesi güne dingin başlayıp, sabaha kadar rahat rahat gözlem yapabilmek için gece 3’e kadar o gecenin gözlemini takip ettikten ve gözlem için gerekli bilgileri aldığıma emin olduktan sonra konakladığımız yere doğru yola çıktım. Ay ışığına rağmen oldukça belirgin görünmekte olan Samanyolu altında 10 dakikalık bir dağ yürüyüşü beni bekliyordu. Yorgun gözlerim ve takımyıldızlara olan lise, üniversite yılları heyecanını yitirmiş ruhum daha fazla dayanamadı ve doğrudan odama ve sıcak yatağıma yerleştim, ertesi gün, 24 saatlik koca bir gün beni bekliyordu.

Ertesi sabah saat 7 gibi gözlemlerini bitirmekte olan astronomlar için 7.30-8.0 arası verilen kahvaltıyı ne yazık ki kaçırdım. Ancak Las Campanas gözlemevinde asla aç kalmazsınız. 24 saat her türlü meyve ve her türlü içecek elinizin altındadır. Bir iki meyvenin ardından, tüm odaların kapısında asılı gece gözlemcisini rahatsız etmeyin notları karşısında biraz ortalıkta dolanıp, dağ manzarası seyretmenin ardından tekrar odama çekilerek, güzellik uykusuna yattım. Ama öğle yemeğini kaçırmamak için iki alarm birden kurarak. Ve yemek vakti geldiğinde hala gözlemcilerin ancak yarısı ayaktaydı.

Yemekten sonra Giant Magellan Teleskobu’nun yapılacağı tepeye doğru yola çıktık. 2020 yılında ilk ışığın alınması planlanan teleskobun şu anki yeri bomboş. Bir tarafta Magellan Teleskopları manzarası diğer tarafta uçsuz bucaksız dağlar… Bu kısa dağ turumuzdan dönüp, akşam yemeğimizi hızla yedikten sonra teleskobumuza doğru yola çıktık. Artık iki gece sürecek olan gözlemimize hazırdık. Eee bundan sonrası da bilimsel makale olur diyerek, gezi yazımızı burada bitiriyorum. 🙂